İran Yaptırımlarının Türk İş Dünyası Üzerindeki Etkileri: Kuramsal ve Stratejik Bir Değerlendirme

İran’a yönelik uluslararası yaptırımlar, küresel ekonomi-politik sistem içinde yalnızca hedef ülkeyi değil, o ülkeyle ekonomik etkileşim içinde bulunan üçüncü taraf aktörleri de doğrudan etkileyen yapısal bir düzenleme mekanizması niteliği taşımaktadır. Türkiye açısından bu yaptırımlar, diplomatik boyutun ötesinde, özel sektörün karar alma süreçlerini, risk algısını ve stratejik yönelimlerini dönüştüren çok katmanlı bir ekonomik gerçeklik olarak ortaya çıkmaktadır. Türkiye ile İran arasındaki ticari ilişkilerin enerji, lojistik, inşaat, gıda, tekstil ve çeşitli sanayi kollarını kapsayan geniş sektörel dağılımı dikkate alındığında, yaptırımların etkisi mikro düzeyde firma davranışlarından makro düzeyde ticaret hacmine kadar uzanan bütüncül bir etki alanı yaratmaktadır.

Politik risk teorisi çerçevesinde değerlendirildiğinde, yaptırımlar devlet kaynaklı belirsizliklerin özel sektör üzerindeki etkisini somutlaştıran bir araçtır. İran’a yönelik yaptırımlar, özellikle ikincil yaptırım riski, uluslararası bankacılık sistemine erişim kısıtları ve ani regülasyon değişimleri yoluyla Türk şirketlerinin operasyonel risk profilini artırmaktadır. Bu durum, firmaların yatırım kararlarını daha temkinli hale getirmekte; risk primi hesaplamalarını ve sermaye tahsisi süreçlerini yeniden yapılandırmalarına neden olmaktadır. Özellikle uluslararası finans sistemine entegre büyük ölçekli şirketler açısından yaptırımlar, yalnızca İran ile yapılan doğrudan ticareti değil, küresel ağ içindeki dolaylı bağlantıları da etkileyen bir belirsizlik alanı yaratmaktadır.

Yeni kurumsalcı yaklaşım bağlamında ise yaptırımlar, şirketlerin kurumsal uyum (compliance) mekanizmalarını güçlendirmesine yol açmaktadır. Uluslararası normlara ve düzenleyici çerçevelere uyum sağlama zorunluluğu, özellikle büyük holdingler ve çok uluslu şirketler açısından iç kontrol sistemlerinin, hukuki danışmanlık yapılarının ve risk yönetimi prosedürlerinin kurumsallaşmasını hızlandırmıştır. Buna karşılık küçük ve orta ölçekli işletmeler için aynı düzeyde kurumsal kapasite oluşturmak daha maliyetli ve karmaşık bir süreçtir. Bu asimetrik etki, yaptırımların firma ölçeğine bağlı olarak farklılaşan sonuçlar doğurduğunu göstermektedir.

Tedarik zinciri ve bağımlılık teorileri açısından bakıldığında, İran’ın Türkiye için enerji tedarikçisi ve önemli bir ihracat pazarı olması, yaptırımların ekonomik kırılganlık boyutunu artırmaktadır. Bankacılık kanallarındaki daralma, ödeme sistemlerindeki aksaklıklar ve sigorta süreçlerindeki belirsizlikler işlem maliyetlerini yükseltmekte; alternatif tedarikçi arayışlarını zorunlu hale getirmektedir. Bu süreç, lojistik rotaların yeniden yapılandırılmasını ve sözleşme mekanizmalarının daha karmaşık hale gelmesini beraberinde getirmektedir. Özellikle küresel değer zincirlerine entegre firmalar açısından dolaylı yaptırım riski, üçüncü taraf ilişkileri üzerinden genişleyen bir belirsizlik alanı oluşturmaktadır.

Bununla birlikte yaptırımların etkisi tek yönlü ve salt sınırlayıcı değildir. Batılı firmaların İran pazarından çekilmesi, belirli sektörlerde Türk şirketlerine görece bir rekabet avantajı sağlamıştır. İnşaat, tekstil, gıda, otomotiv yan sanayi ve tüketim malları gibi alanlarda coğrafi yakınlık, kültürel bağlar ve esnek ticari yapılar Türk firmalarının pazarda konumlanmasını kolaylaştırmıştır. Ancak bu avantajın sürdürülebilirliği, yaptırım rejimlerinin değişken ve jeopolitik gelişmelere açık yapısı nedeniyle kırılgan bir nitelik taşımaktadır. Uzun vadeli yatırımlar yerine daha kısa vadeli ve esnek ticaret modellerinin tercih edilmesi, belirsizlik ortamının doğrudan bir yansımasıdır.

İran yaptırımları, Türk iş dünyasını geleneksel kârlılık odaklı yaklaşımın ötesine geçmeye zorlamaktadır. Jeopolitik risk analizi, hukuki uyum, finansal sürdürülebilirlik ve uluslararası sistemle entegrasyon artık stratejik karar alma süreçlerinin ayrılmaz bileşenleri haline gelmiştir. Bu çerçevede pazar ve tedarik kaynaklarının çeşitlendirilmesi, kurumsal uyum süreçlerinin güçlendirilmesi ve bölgesel pazarlarda esnek ticaret modellerinin geliştirilmesi temel stratejik eğilimler olarak öne çıkmaktadır. Şirketler, belirsizlik ortamında pasif bir konumdan ziyade uyum sağlayan ve riskleri dağıtan bir stratejik konumlanma arayışındadır.

Sonuç olarak İran’a yönelik yaptırımlar, Türk iş dünyası üzerinde hem sınırlayıcı hem de dönüştürücü bir etki yaratmaktadır. Artan politik ve finansal riskler firmaları daha temkinli hareket etmeye yöneltirken, aynı zamanda kurumsal kapasiteyi ve stratejik planlama yetkinliğini geliştirmeye teşvik etmektedir. Bu bağlamda İran yaptırımları, Türkiye’de özel sektörün rekabet gücünü ve sürdürülebilir büyüme stratejilerini şekillendiren yapısal bir faktör olarak değerlendirilmelidir.

Hazırlayan: Elif TOPAL